28 Nisan 2012 Cumartesi

AYNADAKİ SANDALCI İLE RUTİN BİR STEREO MONOLOG

AYNADAKİ SANDALCI İLE
RUTİN BİR STEREO MONOLOG

Dün seni yazdı yine gasteler…
Mandagözü punto ile
Sekiz sütuna manşet.
Ayyuka çıkmışmış apansız görünmelerin;
İbrişim yeleli, gümüş bir Pegasus’un sırtındaymışsın en son.
Terkine atıvermişsin de Peri Padişahının Kızı’nı…
Gözle kaş arasında kaybolmuşsun Üsküdar semalarında.

Bin kere yalanladım belki…
Yok! Kimsenin inanası yok.
“O” Dedim;
“Kızgın çölün bağrındaki…
İçi silme deniz dolu köhne bir sandalın
Çolak kürekçisidir.”
Ama yok!
Kimsenin inanası yok…
Cık!
Bunların hepsi de kaçık.

Çok geçmez, bugün de birazdan
Ajanslar seni geçer…
Muhteşem düğününden temsili kareler;
Periler kadar güzelmişmiş Peri Padişahının Kızı…
Damat ise malum; asrın arsızı…
Ama korkarım; boş durmaz bu hergeleler,
Zifaf geceni de resmederler.

Tevatürün bini bir para işte,
Anlatacak olsam şimdi;
Tebessüm edersin sen yine
Ve daha bir anlamlı sarılırsın küreklere…
Anlatacak olsam şimdi;
Ağlarım ben yine.

Ama anlatmayacağım
Çünkü mütebessim yüzünün tebessüme ihtiyacı yok…
Hem ağlamak için benim de sebebe ihtiyacım yok…

Zaten, bugün hiç mi hiç aynaya bakasım yok.

Ajansların canı cehenneme…
Yere batsın tüm gasteler.
Ne gam yüklen…
Ne de kederlen.
Asıl küreklere yine sen.
Çöl tükenmeden tükenme yeter…
Sandalındaki denizi tüketme yeter.
Unutma;
Olmasa da bir tek inananın,
Dupduru imanın var…
Yoksa da sevgiden başka mülkün,
Bir kutlu ülkün var.

Ama ah n’olaydı;
Şu sağ olan kolun da
Kolsuz kolun kadar güçlü olaydı.

25.04.2012

Sadi Atay
Yorum Gönder