5 Haziran 2013 Çarşamba

İSRA ve MİRAC MUCİZESİ



İSRA ve MİRAC MUCİZESİ


 İsrâ ve Mirac Kelimelerinin Mânâları 

 İsrâ; gece yürümek, yola gitmek, gece yolculuğu etmek, ettirilmek demektir. Mirac da; yükseğe çıkış aracı demektir.


 İsrâ ve Mirac Hadisesinin Tarihi

 İsrâ ve Mirac hadisesi nübüvvetin onikinci yılında, Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine'ye hicretinden onsekiz ay veya onaltı ay veya ondört ay, ya da bir yıl önce vuku bulmuştur. Bunun; Hicretten sekiz ay önce, Recep ayında, Recep ayının yirmiyedinci gecesinde vuku bulduğu da rivayet edilir. Daha başka rivayetler de vardır.


 İsrâ ve Miracın Ruhen mi, Bedenen mi Vuku Bulduğu Meselesi 

 İsrâ ve Miracın, her ne kadar ruhen vuku bulduğu da rivayet edilmekte ise de; selef ve halef hadis ve kelam âlimleri topluluğunun mezhebine göre, Peygamberimiz Aleyhisselam geceleyin Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya-uykuda ve ruhen değil-uyanık iken, bedeni ve ruhu ile birlikte, Burak üzerinde isra buyrulmuş, gece yolculuğu ettirilmiş; getirilen Mirac ile de, oradan-ruhen değil-yine bedeni ve ruhu ile birlikte, uyanık iken, göklere uruc ettirilmiş, çıkarılmıştır.
 Hak ve gerçek olan budur.

 Ashab-ı Kiram'dan:
 1. Abdullah b. Abbas,
 2. Cabir b. Abdullah,
 3. Enes b. Malik,
 4. Huzeyfe b. Yeman,
 5. Hz. Ömer,
 6. Ebu Hureyre,
 7. Malik b. Sa'saa,
 8. Ebu Habbetü'l-Bedrî,
 9. Abdullah b. Mes'ud ile;

 Tâbiîn'den:
 10. Dahhâk,
 11. Katâde,
 12. Saîd b. Müseyyeb,
 13. Saîd b. Cübeyr,
 14. Zührî,
 15. İbn Zeyd,
 16. Hasan,
 17. İbrahim,
 18. Mücahid,
 19. Mesrûk,
 20. İkrime,
 21. İbn Cüreyc de, bu görüştedirler.
 Ahmed b. Hanbel, Taberî ve Müslümanlardan büyük bir cemaat; hatta, sonraki fakihlerden, muhaddislerden, kelamcılardan ve müfessirlerden pek çoğu da, bu görüştedirler.
 Bazı ilim adamlarınca; Peygamberimiz Aleyhisselama peygamberliğin sâlih rüya ile başlangıcında olduğu gibi, kolaylaştırılmak ve alıştırılmak üzere, İsrâ ve Mirac'ın önce rüyada gösterilmiş, sonra da uyanıklık halinde yaptırılmış olabileceği de muhtemel görülerek, bu husustaki uyku ve uyanıklık rivayetleri bağdaştırılmak istenilmiştir.
 Peygamberin rüyalarının vahiy hükmünde bulunduğu, kendilerinin gözleri uyusa da kalblerinin uyumadığı mâlûmdur.


 İsrâ Hadisesinin Kur'ân-ı Kerîm'de Açıklanışı

 Yüce Allah, İsrâ hadisesini, Kur'ân-ı Kerîm'inde şöyle açıklar:
 "Kulunu (Muhammed Aleyhisselam) bir gece Mescid-i Haram'dan (alıp) Mescid-i Aksa'ya kadar götüren (Allah'ın şânı, her türlü noksanlardan) münezzehtir.
 (O Mescid-i Aksâ'ya ki) biz, onun etrafına, bereket verdik.
 (Bu gece yolculuğunu) ona (o kulumuza), âyetlerimizden bazısını gösterelim diye (yaptırdık).
 Şüphesiz ki, O, (asıl) O, (herşeyi) hakkıyla işiten, (herşeyi) hakkıyla görendir!"


 İsrâ ve Mirac Mucizesi Hadisesini Rivayet Eden Erkek ve Kadın Sahabiler

 1. Enes b. Malik,
 2. Ebu Hureyre,
 3. Abdullah b. Abbas,
 4. Abdullah b. Mes'ud,
 5. Ebu Saîd el-Hudrî,
 6. Ümmü Hani binti Ebi Talib,
 7. Malik b. Sa'saa,
 8. Şeddad b. Evs,
 9. Ebu Zerr el-Gıfârî,
 10. Hz. Ümmü Seleme,
 11. Hz. Âişe,
 12. Esma binti Ebu Bekir,
 13. Abdullah b. Ebi Sebre,
 14. Übeyy b. Ka'b,
 15. Büreyde b. Husayb,
 16. Cabir b. Abdullah,
 17. Huzeyfe b. Yeman,
 18. Semûre b. Cündüb,
 19. Sehl b. Sa'd,
 20. Suheyb b. Sinan,
 21. Abdullah b. Ömer,
 22. Abdullah b. Es'ad b. Zürâre,
 23. Abdurrahman b. Kurt,
 24. Hz. Ömer,
 25. Hz. Ali,
 26. Ebu Eyyub Halid b. Zeyd el-Ensarî,
 27. Abdullah b. Seddad,
 28. Ebu'l-Hamrâ,
 29. Ebu Leyla,
 30. Ebu Ümâme,
 31. Abdullah b. Amr b. Âs,
 32. Ebu Habbetu'l-Bedrî.


 Peygamberimiz Aleyhisselamın Göğsünün Yarılıp Kalbine İman ve Hikmet Dolduruluşu 

 Mekke'de, İsrâ ve Mirac gecesinde, Cebrail Aleyhisselam inip Peygamberimiz Aleyhisselamın göğsünü yardı ve kalbini çıkardı.
 Kalbinin içini Zemzem suyu ile yıkadıktan sonra, içi hikmet ve imanla dolu altın bir tas getirip Peygamberimiz Aleyhisselamın kalbinin içine boşalttı ve göğsünü kapadı.


 Burak'ın Getirilişi ve Peygamberimiz Aleyhisselamın Ona Bindirilişi 

 Yatsıdan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın binmesi için, katırdan  küçük, merkepten büyük olan, Cârud diye anılan, katırla merkep arası, beyaz, uzun, gemi vurulmuş ve eğerlenmiş olarak, bir hayvan; Burak getirildi.
 Burak'a, Peygamberimiz Aleyhisselamdan önceki peygamberler de binmişlerdi.
 Nitekim, İbrahim Aleyhisselam da, ona binip; önüne Hz. İsmail'i, terkisine de Hz. Hacer'i bindirerek Mekke'ye getirmişti.
 İbrahim Aleyhisselam, Beyt-i Haram'ı ziyaret için onun üzerinde gelir giderdi.
 Burak'a Burak isminin verilişi, ya renginin son derecede parlak oluşundan, ya da hızlı gidişinin berki, şimşeği andırışından dolayı idi.
 Burak'ın iki bacağında iki kanadı vardı ki, ayaklarını onlarla itip hızlandırırdı.
 Peygamberimiz Aleyhisselam Burak'a binmek üzere yaklaşınca, Burak, Peygamberimiz Aleyhisselama karşı, nazlanırcasına, hırçınlaştı.
 Cebrail Aleyhisselam, elini onun yelesinin üzerine koyup:
 "Ey Burak! Sen şu yaptığından utanmıyor musun?!
 Sen Muhammed'e mi bunu yapıyorsun?!
 Ey Burak! Vallahi, Allah'ın Muhammed'den önceki kullarından, Allah katında bundan daha şerefli bir kimse senin üzerine binmemiştir! Sakin ol!" deyince, Burak utandı, ter döktü. Uysallaşıp sakinleşti.
 Peygamberimiz Aleyhisselam Burak'ın üzerine bindi.
 Peygamberimiz Aleyhisselamla Cebrail Aleyhisselam, birbirlerini bırakmaksızın, Mescid-i Aksa'ya doğru yollandılar.
 Burak; ayağını, gözünün alabildiği yerin en son noktasına basıyordu. Bir müddet gittikten sonra, Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselama:
 "İn de, namaz kıl!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam indi ve orada namaz kıldı.
 Cebrail Aleyhisselam: "Sen nerede namaz kıldın, biliyor musun? Sen Tûr-u Sînâ'da namaz kıldın! Yüce Allah, Musa Aleyhisselamla orada konuşmuştu!" dedi.
 Nihayet, Beytü'l-Makdis'e ulaşıldı, Peygamberimiz Aleyhisselam, orada Burak'ı kendisinden önceki peygamberlerin onu bağlayageldikleri halkaya bağladı.


 Peygamberimiz Aleyhisselamın İmam Olup Peygamberlere Namaz Kıldırışı 

 Peygamberimiz Aleyhisselam, Beytü'l-Makdis Mescidine (Mescid-i Aksa'ya) girdi.
 İçlerinde İbrahim, Musa ve İsa Aleyhisselamların da bulunduğu bazı peygamberler orada Peygamberimiz Aleyhisselam için toplanmış bulunuyorlardı.
 Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselamı ileri sürdü. Peygamberimiz Aleyhisselam onlara imam oldu.
 Orada iki rekat namaz kıldı, kıldırdı.
 Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselama:
 "Kureyşîler Allah'ın bir şeriki bulunduğunu, Hıristiyanlar da Allah'ın bir oğlu olduğunu iddia ediyorlar!
 Sen, sor şu peygamberlere bakalım: Yüce Allah için, şerik veya oğul olur mu?!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam onlara sordu.
 Onlar; "Biz tevhid ile, Allah'ın bir oluşu inancını tebliğ etmek üzere gönderildik!" dediler.
 Yüce Allah'ın vahdaniyetini, birliğini ikrar ettiler.


 Peygamberimiz Aleyhisselamın Sunulan İçeceklerden Sütü Tercih Edişi

 Peygamberimiz Aleyhisselama iki kap getirildi ki; kabın birisinde şarap, diğerinde süt vardı.
 "Bunlardan hangisini istersen, al!" denildi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam onlara baktı.
 Şarabı bırakıp sütü seçti, aldı, içti.
 Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselama:
 "Sen fıtratı seçtin, fıtrata isabet ettin! Fıtrata yöneltildin!
 Hamdolsun Allah'a ki, seni fıtrata yöneltti.
 Eğer sen şarabı almış olsaydın, senden sonra ümmetin azardı.
 Sütü tercih etmekle sen de fıtrata yöneltildin, ümmetin de fıtrata yöneltildi.
 Şarap size haram kılındı!" dedi.


 Peygamberimiz Aleyhisselamın Göklere Çıkarılışı ve Orada Bazı Peygamberlerle Karşılaşıp Selamlaşması 

 Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselamı Beytü'l-Makdis'teki Sahra'nın (Sahre'nin) üzerine çıkardı.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, bakınca, orada, tabanı Sahra'da, tepesi semada, meleklerin inip çıktıkları, bakanların ondan daha güzel birşey görmedikleri bir Mirac'ın kurulu olduğunu gördü!
 İbn İshak'ın (- Hicrî), kendilerini herhangi bir kusurla kusurlayamayacağı kimselerin kendisine Ebu Saîd el-Hudrî'den rivayet ettiklerini açıklayarak bildirdiğine göre:
 Peygamberimiz Aleyhisselam buyurmuştur ki:
 "Beytü'l-Makdis'te olanlardan boşaldıktan sonra, Mirac'a götürüldüm.
 Ben, şimdiye kadar, ondan daha güzel birşey görmedim.
 O, öyle birşeydir ki; ölünüz, ölüm anında gözlerini ona diker!
 Âdem oğullarının ruhları, göklere onun üzerinde çıkarılır!"
 Sahibim Cebrail beni kanadının üstüne koydu, ona yükseltti.
 Gök kapılarından, Hafaza diye anılan kapıya kadar çıkardı."
 Peygamberimiz Aleyhisselamın, Sidretü'l-Müntehâ'ya kadar, göklere yükselişi hep bu Mirac ile olmuştur.
 Dünya semasına varılınca, Cebrail Aleyhisselam, o göğün kapısını çaldı. Bekçisi olan meleğe:
 "Aç!" dedi.
 "Kimdir o?" "Kimsin sen?" denildi.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Cebrail'im!" dedi.
 "Yanında kimse var mı?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Yanımda Muhammed (Aleyhisselam) var!" dedi.
 "O (Mirac için), gönderildi mi?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Evet! Gönderildi" dedi.
 Kapı açılıp dünya semasının üstüne çıktıkları zaman, orada oturan, sağında ve solunda birtakım karaltılar bulunan, sağına baktıkça gülen, soluna baktıkça da ağlayan bir zât ile karşılaştılar.
 Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselama:
 "Selam ver ona!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam selam verdi.
 O da, Peygamberimiz Aleyhisselamın selamına mukabele etti ve "Hoşgeldin, safâ geldin salih peygamber! Salih oğlum!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, Cebrail Aleyhisselama:
 "Kim bu?" diye sordu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Bu, atan Âdem (Aleyhisselam)'dır. Sağındaki ve solundaki şu karaltılar da, onun soyundan gelen çocuklarının ruhlarıdır. Onlardan, sağında olanlar Cennetlik, solunda olan karaltılar da Cehennemliktirler! Sağına bakınca güler, soluna bakınca da ağlar!" dedi.
 Sonra, ikinci kat göğe yükseldiler.
 Cebrail Aleyhisselam o göğün kapısını çaldı. Bekçisine:
 "Aç!" dedi.
 "Kimdir o?" "Kimsin sen?" denildi.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Cebrail'im!" dedi.
 "Yanında kimse var mı?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Muhammed (Aleyhisselam) var!" dedi.
 "O (Mirac için), gönderildi mi?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Evet!" deyince, göğün kapısı açıldı.
 İkinci semada, teyze oğulları olan İsa b. Meryem ve Yahya b. Zekeriyya Aleyhisselamlarla karşılaştılar.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Bunlar, Yahya ve İsa (Aleyhisselam)'dır. Selam ver onlara!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam selam verdi.
 Onlar da, Peygamberimiz Aleyhisselamın selamına mukabele ettiler ve:
 "Hoşgeldin, safâ geldin salih kardeş! Salih peygamber!" dediler. Ve hayır dua ettiler.
 İsa Aleyhisselam; orta boylu, hamamdan çıkmış gibi kırmızıya çalar ak benizli, düz saçlı ve yüzü çok benli idi.
 Sonra, üçüncü kat göğe yükseldiler.
 Cebrail Aleyhisselam göğün kapısını çaldı. Göğün bekçisine:
 "Aç!" dedi.
 "Sen kimsin?" denildi.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Cebrail'im!" dedi.
 "Yanında kim var?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Muhammed (Aleyhisselam) var!" dedi.
 "O (Mirac için), gönderildi mi?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Gönderildi!" dedi.
 Kapı açılınca, kendisine güzelliğin yarısı verilmiş olan Yusuf Aleyhisselamla karşılaştılar. Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Ey Cebrail! Kim bu?" diye sordu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Bu, senin kardeşin Yusuf b. Yakub (Aleyhisselam)'dur! Selam ver ona!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam selam verdi.
 O da, Peygamberimiz Aleyhisselamın selamına mukabele ettikten sonra:
 "Hoşgeldin! Safâ geldin! Salih kardeş! Salih peygamber!" dedi.
 Sonra, dördüncü kat göğe yükseldiler.
 Cebrail Aleyhisselam göğün kapısını çaldı.
 "Sen kimsin?" denildi.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Cebrail'im!" dedi.
 "Yanında kimse var mı?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Muhammed (Aleyhisselam) var!" dedi.
 "O (Mirac için), gönderildi mi?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Gönderildi!" dedi.
 Göğün kapısı açılınca, İdris Aleyhisselamla karşılaştılar.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, Cebrail Aleyhisselama:
 "Kim bu?" diye sordu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Bu, İdris (Aleyhisselam)'dır. Selam ver ona!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam selam verdi.
 O da, Peygamberimiz Aleyhisselamın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselama:
 "Hoşgeldin! Safâ geldin! Salih kardeş! Salih peygamber!" dedi. Ve hayır dua etti.
 Bundan sonra, beşinci kat göğe yükseldiler.
 Cebrail Aleyhisselam göğün kapısını çaldı.
 "Sen kimsin?" denildi.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Cebrail'im!" dedi.
 "Yanında kimse var mı?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Muhammed (Aleyhisselam) var!" dedi.
 "O (Mirac için), gönderildi mi?" diye soruldu.
 "Gönderildi!" cevabıyla mukabele edildi.
 Göğün kapısı açılınca, orada Hârun b. İmran (Aleyhisselam)'la karşılaştılar. Kendisi, ak saçlı, gür ve ak sakallı idi. Son derece güzel yüzlü idi. Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Ey Cebrail! Kim bu?" diye sordu. Cebrail Aleyhisselam:
 "Bu, kavmi içinde sevdirilmiş Hârun (Aleyhisselam)'dır! Selam ver ona!" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam selam verdi.
 O da, Peygamberimiz Aleyhisselamın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselama:
 "Hoşgeldin! Safâ geldin salih kardeş! Salih peygamber!" dedi. Hayır dua etti.
 Sonra, altıncı kat göğe yükseldiler.
 Cebrail Aleyhisselam göğün kapısını çaldı.
 "Sen kimsin?" denildi.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Cebrail'im!" dedi.
 "Yanında kimse var mı?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Muhammed (Aleyhisselam) var!" dedi.
 "O (Mirac için), gönderildi mi?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Gönderildi!" dedi.
 Göğün kapısı açılınca, orada Musa (Aleyhisselam) ile karşılaştılar. Musa Aleyhisselam; uzun boylu, esmer tenli, yüksek burunlu, kulaklarına kadar uzanan düz saçlı, hafif etli idi.
 Sanki, Şenue kabilesi erkeklerinden biri!
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Ey Cebrail! Kim bu?" diye sordu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Bu, kardeşin Musa b. İmran (Aleyhisselam)'dır! Selam ver ona!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam selam verdi.
 O da, Peygamberimiz Aleyhisselamın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselama:
 "Hoşgeldin! Safâ geldin! Salih kardeş! Salih peygamber! Ümmî peygamber!" dedi. Ve hayır dua etti.
 Sonra, yedinci kat göğe yükseldiler.
 Cebrail Aleyhisselam göğün kapısını çaldı.
 "Sen kimsin?" denildi.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Cebrail'im!" dedi.
 "Yanında kim var?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Muhammed (Aleyhisselam) var!" dedi.
 "O (Mirac için), gönderildi mi?" diye soruldu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Gönderildi!" dedi.
 Göğün kapısı açılınca, orada İbrahim Aleyhisselamla karşılaştılar ki, kendisi sırtını Beyt-i Mâmur'a dayanış, Beyt-i Mâmur'un kapısının önündeki bir kürsü üzerinde oturuyordu.
 Beyt-i Mâmur'a her gün yetmiş bin melek girer, girenler de bir daha geri dönmezdi!
 Peygamberimiz Aleyhisselam, Cebrail Aleyhisselama'a bunun ne olduğunu sordu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Bu, Beyt-i Mâmur'dur!" dedi.
 İbrahim Aleyhisselam için de:
 "Selam ver ona!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam selam verdi.
 O da, Peygamberimiz Aleyhisselamın selamına mukabele ettikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselama:
 "Hoşgeldin! Safâ geldin! Salih oğlum! Salih peygamber!" dedi.
 Kendisi, çok yaşlı, ulu ve heybetli bir zât idi.
 Ona, soyundan gelen çocuklarından simaca en çok benzeyeni de, Peygamberimiz Aleyhisselamdı.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, Cebrail Aleyhisselama:
 "Ey Cebrail! Kim bu?" diye sordu. Cebrail Aleyhisselam da:
 "Bu, atan İbrahim Aleyhisselamdır!" dedi.


 İbrahim Aleyhisselamın, Cennete Çokça Fidan Dikmelerini Müslümanlara Tebliğ Etmesini Peygamberimiz Aleyhisselama Tavsiye Edişi

 İbrahim Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselama:
 "Ümmetine benden selam söyle! Onlara emret! Haber ver de, Cennete fidan dikmeyi çoğaltsınlar! Çünkü, Cennetin toprağı güzel, suyu tatlı arzı da geniş ve düzlüktür!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Cennete dikilecek fidan nedir?" diye sordu.
 İbrahim Aleyhisselam:
 "Cennete dikilecek fidan 'Sübhânallâhi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber'dir" dedi.
 Yani: "Allah her noksandan münezzehtir. Bütün övmeler, övülmeler Allah'a mahsustur. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur! Allah, en büyüktür! Bütün güç, kuvvet, ancak Allah'ındır, Allah iledir!"


 Sidretü'l-Müntehâ'ya Yükseliş 

 Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselamı, yedinci kat göğün üzerinde bulunan ve Allah'tan başkasınca bilinmeyen makamlara yükseltti.
 Sidretü'l-Müntehâ'ya kadar götürdü, yükseltti.
 "Bu, Sidretü'l-Müntehâ'dır!" dedi.
 Sidretü'l-Müntehâ; kökü altıncı kat gökte ve gövdesi, dalları yedinci kat göğün üzerinde, gölgesiyle bütün gökleri ve Cenneti gölgeleyen, yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar.. bir ağaçtı ki, onu Yüce Allah'ın celâl ve azamet nurunun tecellisi kapladıkça kaplamış, öyle renklere bürümüş, yakut veya zümrüt veya benzeri cevherlere çevirmiş, o kadar güzelleştirmişti ki, Allah'ın yarattıklarından hiçbiri, onun güzelliğini tavsif edemezdi!
 Sidretü'l-Müntehâ ki; Bütün peygamberlerin ve meleklerin işleri ona varır, dayanır. Yaratıkların ilmi onda nihayet bulur, onun yukarısında olanlar hakkında hiçbir bilgileri bulunmaz! Yeryüzünden semaya çıkan, onda nihayet bulur. Alınacağı zaman da, ondan alınır.


 Refref, ve Öteler Ötesindeki Buluşma 

 Peygamberimiz Aleyhisselamın bildirdiklerine göre; Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselamı yukarı götüre götüre, nihayet (kaza ve kaderi yazan) kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çıkardı.
 Peygamberimiz Aleyhisselam; Cennetten, yemyeşil bir Refref (ipek döşek)'in birden ufku kapladığını, doldurduğunu gördü.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, onun (Refref'in) üzerine oturdu.
 Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselamdan ayrıldı. Peygamberimiz Aleyhisselam; Aziz ve Cebbar olan Rabbine yükseltilip yaklaştırıldı.
 Kendisinden bütün sesler kesildi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, Yüce Rabbinin:
 "Korkma yâ Muhammed! Yaklaş!" buyruğunu işitmeye başladı.
 Nihayet, hiçbir kimsenin hiçbir zaman erişememiş olduğu Yakınlık Makamına, İlahî Kabule, İlahî İkram ve İhsana nail oldu!
 İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Ben, Yüce Rabbimi gördüm!" buyurmuştur.
 Peygamberimiz Aleyhisselam; Cebrail Aleyhisselamın da, Mele-i A'lâ'da, Allah korkusu ve saygısından, eskimiş deve çuluna benzediğini görmüştür.
 Yüce Allah; Mirac gecesinde, Peygamberimiz Aleyhisselama vahyetmek istediğini, istediği gibi vahyetti.
 Yüce Allah, İbrahim Aleyhisselamı haliliyet ile, Musa Aleyhisselamı kelamı ile, Muhammed Aleyhisselamı da rü'yetle mümtaz kılmıştır.


 Kur'ân-ı Kerîm'in Mirac Hakkındaki Açıklaması 

 Mirac hadisesi, Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklanır:
 "Battığı zaman, yıldıza andolsun ki: Sahibiniz (doğru yoldan) sapmadı, bâtıla da inanmadı.
 O, kendi (rey ve) hevâsından söylemez!
 O (Kur'ân), kendisine (Allah tarafından) ilka edilegelen vahiyden başka (birşey) değildir.
 Onu (Kur'ân'ı, ona) müthiş kuvvetlere mâlik olan (Cebrail) öğretti (ki, o) akıl ve reyinde kâmil (bir melek)dir, hemen (kendi sûretine girip) doğruldu.
 O (Cebrail), en yüksek ufukta idi.
 Sonra (ona) yaklaştı derken, sarktı.
 İki yay kadar, ya da daha yakın olduğunda, kuluna vahyetti.
 Onun (gözünün) gördüğünü, kalbi yalanlamadı.
 Şimdi, siz onun bu görüşüne karşı, kendisiyle mücadele mi edeceksiniz?!
 Andolsun ki, o, onu, diğer bir defa da Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında gördü ki, Cennetü'l-Me'vâ onun yanındadır.
 O (gördüğü) zaman, Sidre'yi, bürüyordu onu, bürümekte olan!
 Onun göz(ü gördüğünden) ne şaştı, ne de aştı!
 Andolsun ki: O, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını görmüştür."


 Cennetü'l-Me'vâ, Kürsî ve Arş

 Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında bulunan Cennetü'l-Me'vâ, Arş'ın sağında olup, şehit ruhlarının durağıdır.
 Yedi kat gökler ve yerler, Kürsî karşısında, çöl ortasına atılmış bir halka;
 Kürsî de, Arş karşısında, çöl ortasına atılmış bir halka gibi kalır!


 Mirac Mülâkatında Peygamberimiz Aleyhisselama Verilenler

 Peygamberimiz Aleyhisselama Mirac mülakatı sonunda şu üç şey verildi:
 1. Elli vakit namaz sevabına denk, beş vakit namaz verildi.
 2. Bakara sûresinin son âyetleri verildi.
 3. Peygamberimiz Aleyhisselamın ümmetinden olup da, Allah'a şerik koşmayanlardan Mukhimat bağışlandı.
 Yüce Allah:
 "Yâ Muhammed! Bu namazlar, her gün ve gecede, beş namazdır! Amma, her namaz için, on sevab vardır! Bu, yine, elli namaz demektir.
 Bende söz bir olur, değişmez!
 Her kim, bir hayr işlemek ister ve onu yapmazsa, o kimseye (bu iyi niyetinden dolayı) bir sevab yazılır, yaparsa on sevab yazılır.
 Her kim de, bir kötülük yapmak ister, onu yapmazsa, ona birşey yazılmaz. O kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır!" buyurdu.

 Bakara sûresinin son iki âyetinde de, meâlen şöyle buyurulur:
 "O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler).
 Onlardan her biri:
 Allah'a,
 Allah'ın meleklerine,
 Allah'ın kitablarına,
 Allah'ın peygamberlerine inandı. Peygamberlerin hiçbirini, diğerlerinin arasından ayırmayız! (Hepsine inanırız.)
 Dinledik! (Emrine) itaat ettik!
 Ey Rabbimiz! Mağfiretini dileriz!
 Son varış(ımız) ancak Sanadır!' dediler.
 Allah, hiçbir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemez.
 (Herkesin) kazandığı (hayır) kendi yararınadır.
 Yaptığı (şer) de kendi zararınadır.
 Ey Rabbimiz! Unuttuk yahut yanıldık ise, bizi tutup sorguya çekme!
 Ey Rabbimiz! Bizden önceki (ümmet)lere yüklediğin gibi, üstümüze ağır bir yük yükleme!
 Ey Rabbimiz! Tâkat getiremeyeceğimizi, bize yükleme!
 Bizden (sâdır olan günahları) sil, bağışla! Bizi yarlıga! Bizi esirge!
 Sen bizim Mevlâmızsın!
 Artık, kâfirler güruhuna karşı da, bize yardım et!"

 Mukhimat; insanı Cehenneme sürükleyen büyük ve tehlikeli günahlar, demektir.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, bir gün:
 "İnsanı helâke sürükleyen yedi şeyden sakınınız!" buyurmuştu.
 "Yâ Rasûlallah! Nedir bu tehlikeli şeyler?" diye sordular.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 1. Allah'a şerik koşmak,
 2. Sihir (büyü) yapmak,
 3. Yüce Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi, haksız yere öldürmek,
 4. Faiz yemek,
 5. Yetim malı yemek,
 6. Savaş meydanından kaçmak,
 7. Zinadan korunan, böyle birşey hatırından bile geçmeyen Müslüman kadınlarına zina isnad etmektir!" buyurdu.


 Mirac Gecesinde Peygamberimiz Aleyhisselamın Cennete Götürülüşü

 Yüce Allah, Peygamberimiz Aleyhisselama vahyedeceğini vahyettikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, Cebrail Aleyhisselam tarafından Cennete götürüldü.
 Cennetin eni, göklerle (altlarındaki) yer kadar olup, Peygamberimiz Aleyhisselam orada:
 İnciden, yâkuttan, zebercetten.. köşkler,
 İnciden kubbeler (kubbeli evler) gördü.
 Cennetin toprağını da, misk kokar bir halde buldu.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, Cennette;
 İki yanında içi boş inciden yapılmış kubbeler (kubbeli evler) dizili bir ırmak da gördü ki, inci, yakut çakılları ve misk üzerinde akıp gidiyordu!
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Ey Cebrail! Nedir bu?" diye sordu.
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Bu, sana Yüce Allah'ın vermiş olduğu Kevser ırmağıdır!" dedi.
 Kevser ırmağının suyu da, baldan daha tatlı ve sütten daha ak idi.


 Peygamberimiz Aleyhisselama Cehennemin Gösterilişi 

 Peygamberimiz Aleyhisselam; dünya semasında kendisini güleryüzle karşılayan melekler arasında, yüzü hiç gülmeyen, Cehennemin hâzini, bekçisi Malik adındaki bir melekle de karşılaşmıştı.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, onun kim olduğunu Cebrail Aleyhisselamdan sorup öğrenince, Cebrail Aleyhisselama:
 "Cehennemi bana göstermesini ona emretmez misin?" diye sormuştu.
 Cebrail Aleyhisselam da:
 "Olur!" diyerek Cehennemin bekçisi Malik'e:
 "Ey Malik! Muhammed (Aleyhisselam)'e Cehennemi göster!" demişti.
 Malik;
 Cehennem'in üzerinden örtüsünü açınca, Cehennem öyle kaynamaya ve kabarmaya başladı ki, Peygamberimiz Aleyhisselam onun gördüğü herşeyi yakalayıp yakıvereceğini sandı. Hemen, Cebrail Aleyhisselama:
 "Ey Cebrail! Malik'e emret de, onu yerine geri çevirsin!" buyurdu.
 Cebrail Aleyhisselam da, Cehennemi yerine çevirmesi için, Malik'e emretti.
 O da, Cehenneme:
 "Sakin ol!" dedi.
 Cehennem, çıkmış olduğu yerine girince, Malik onun üzerine örtüsünü tekrar örttü.
 Peygamberimiz Aleyhisselam;
 Cehennemdeki susuzluk azaplarını, azap zincirlerini, azap yılan ve akreplerini, oradaki azaplardan daha bazılarını da gördü.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, bir hadis-i şeriflerinde:
 "Eğer benim bildiğimi sizler de bilmiş olsaydınız, muhakkak ki, pek az güler ve çok ağlardınız!" buyurmuştur.


 Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke'ye Dönüşü

 Peygamberimiz Aleyhisselam, Mekke'ye dönmek üzere, Beytü'l-Makdis Mescidinin kapısına bağladığı Burak'a binip Mekke'ye döndü. Peygamberimiz Aleyhisselamın İsrâ ve Miracı, bir gece içinde, yatsı namazı ile sabah namazı arasında vuku buldu.


 Abdulmuttalib Oğullarının Peygamberimiz Aleyhisselamı Aramaya Çıkışları

 Abdulmuttalib oğulları, İsrâ ve Mirac gecesinde, Peygamberimiz Aleyhisselamı bulamayınca, aramaya çıkmışlardı.
 Hatta, Hz. Abbas, Zîtuvâ'ya kadar gitti. Oralarda, yüksek sesle:
 "Yâ Muhammed! Yâ Muhammed!" diyerek bağırdı.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Lebbeyk!=Buyur!" diye karşılık verince, Hz. Abbas:
 "Ey kardeşimin oğlu! Sen kavmini geceden beri zahmet ve meşakkate soktun!? Nerede idin?" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Beytü'l-Makdis'e gittim" buyurunca, Hz. Abbas:
 "Bu gecenin içinde mi?" diye sordu.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Evet. Bu gecenin içinde gidip geldim!" buyurunca, Hz. Abbas:
 "Her halde, senin başına ancak hayır gelmiş olmalıdır!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Benim başıma hayırdan başka birşey gelmemiştir!" buyurdu.


 İsrâ ve Mirac Mucizesinin Kureyş Halkına Haber Verilişi 

 Peygamberimiz Aleyhisselam; İsrâ ve Miracını Kureyş müşriklerine gidip haber vermek üzere ayağa kalkınca, Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani Hatun, Peygamberimiz Aleyhisselamın ridasının ucundan tutup:
 "Ey amcamın oğlu! Ey Allah'ın peygamberi! Sana and veriyorum. Bunu halka söyleme! Onlar seni yalanlarlar. Üzerler!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Vallahi, ben bunu onlara söyleyeceğim!" buyurdu.
 Ümmü Hani Hatun, Habeşli cariyesine:
 "Yazıklar olsun sana!  Git de, Resûlullah Aleyhisselam o halka ne söylüyor? Halk ona ne söylüyor? Göz kulak ol!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam İsrâ ve Miracını Kureyş müşriklerine gidip haber vereceği zaman;
 "Ey Cebrail!" dedi, "kavmim beni tasdik etmezler"
 Cebrail Aleyhisselam:
 "Ebu Bekir seni tasdik eder" dedi.
 Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, gidip, Kâbe'nin Hicr diye anılan yerinde ayakta durarak Kureyş müşriklerine İsrâ hadisesini haber verince, onlar şaştılar:
 "Doğrusu, biz şimdiye kadar bunun gibisini hiç işitmedik!?
 Bu, şaşılacak, inanılmayacak şey!
 Vallahi, deve Mekke'den Şam'a gidişte bir ayda, dönüşte de bir ayda sürülüp götürülür!
 Muhammed bir tek gecenin içinde oraya gider de, Mekke'ye dönebilir mi?!
 Biz Beytü'l-Makdis'e, devemizin ciğerlerine, böğürlerine vura vura bir ayda varırız. O oraya bir tek gecenin içinde gitmiş ha?!
 Ey Muhammed! Buna delilin nedir?" dediler ve yalanladılar.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, yalanlanmaktan üzgün bir halde, bir tarafa çekilip oturduğu sırada, yanına Ebu Cehil gelerek oturdu.
 Alaylı bir tavırla:
 "Geceleyin yararlandığın birşey var mı?" diye sordu.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Evet! Vardır!" buyurdu.
 Ebu Cehil:
 "Ne imiş o?" diye sordu.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Geceleyin götürüldüm!" buyurdu.
 Ebu Cehil:
 "Nereye?" diye sordu.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Beytü'l-Makdis'e!" buyurdu.
 Ebu Cehil:
 "Sonra da aramızda sabahladın ha?!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Evet!" buyurdu.
 Ebu Cehil, Peygamberimiz Aleyhisselam söylediği sözü inkâr eder korkusu ile, kavmini onun yanına çağırmak istedi ve:
 "Bana söylediğin sözü onlara da söyleyesin diye, kavmini senin yanına çağırmamı uygun görür müsün?" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Olur!" buyurunca, Ebu Cehil:
 "Ey Ka'b oğulları cemaatı!" diyerek çağırmaya başladı.
 Meclislerinden silkinip kalkanlar, gelip Peygamberimiz Aleyhisselamla Ebu Cehil'in yanına oturdular.
 Ebu Cehil, Peygamberimiz Aleyhisselama:
 "Haydi, bana söylediğini, kavmine de söyle!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Ben geceleyin götürüldüm!" buyurdu.
 "Nereye?" diye sordular.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 Beytü'l-Makdis'e!" buyurdu.
 "Sonra da aramızda sabahladın ha?!" dediler.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Evet!" buyurunca, Peygamberimiz Aleyhisselamın sözünü yalanlamak için, şaşkınlıklarından ve inkârlarından, kimisi ellerini çırptılar, kimisi de ellerini başlarına koydular!
 Kureyş müşrikleri, hemen, Hz. Ebu Bekir'in yanına vardılar. Ona:
 "Ey Ebu Bekir! Senin sahibin hakkındaki şeyden haberin var mı?
 O, güya, bu gece Beytü'l-Makdis'e varmış! Orada namaz kılmış! Sonra da Mekke'ye dönmüş!?" dediler.
 Hz. Ebu Bekir:
 "Siz onun hakkında yalan söylüyorsunuz!" dedi.
 Müşrikler:
 "Hayır! Kendisi, şuradaki Mescid'de halka böyle söyledi!" dediler.
 Hz. Ebu Bekir:
 "Vallahi, eğer o bunu söyledi ise, muhakkak, doğrudur!" dedi.
 Müşrikler:
 "Sen onu doğruluyor, kendisinin bir gecede Beytü'l-Makdis'e gidip sabahtan önce Mekke'ye geldiğini doğru buluyor musun?" dediler.
 Hz. Ebu Bekir:
 "Evet! Bunda şaşacağınız ne var?
 Vallahi, ben onu bundan daha uzak olanında, gecenin veya gündüzün herhangi bir saatinde kendisine semadan haber geldiğini bana haber verdiğinde tasdik edip duruyorum!" dedikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi ve:
 "Ey Allah'ın Peygamberi! Sen şu halka bu gece Beytü'l-Makdis'e gittiğini söyledin mi?" diye sordu.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Evet!" buyurdu.
 Hz. Ebu Bekir:
 "Ey Allah'ın Peygamberi! Onu bana tarif ve tavsif et! Çünkü, ben oraya gitmişimdir" dedi.
 Beytü'l-Makdis, hemen, Peygamberimiz Aleyhisselamın gözünün önüne geldi. Peygamberimiz Aleyhisselam, ona bakarak, Hz. Ebu Bekir'e Beytü'l-Makdis'i birer birer tarif etmeye başlamış; anlattıkça, Hz. Ebu Bekir de:
 "Doğru söylüyorsun! Ben şehadet ederim ki; sen Allah'ın Resûlüsün!" demiştir.
 Peygamberimiz Aleyhisselam da:
 "Ey Ebu Bekir! Sen, Sıddîk'sın!" buyurmuş ve o gün ona Sıddîk ismini vermiştir.


 Müşriklerin Peygamberimiz Aleyhisselama Beytü'l-Makdis ve Beytü'l-Makdis Mescidi Hakkında Sorular Sormaları 

 Müşriklerden, o beldeleri gezmiş ve Beytü'l-Makdis Mescidini görmüş olanlar, Peygamberimiz Aleyhisselama:
 "Sen Beytü'l-Makdis Mescidini bize tarif ve tavsif edebilir misin?" diye sordular.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Oraya gittim!" buyurdu ve tarif etmeye başladı.
 Bazı noktalarda tereddüde düşünce, Beytü'l-Makdis Mescidi Peygamberimiz Aleyhisselamın gözünün önüne getirildi ve ona bakarak, müşriklerin sorularını cevapladı. Müşrikler:
 "Vallahi, tarif ve tavsifte isabet ettin!" dediler.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, bu hususu şöyle anlatır:
 "Kureyşîler, gezdiğim yerler, özellikle Beytü'l-Makdis hakkında, bana birçok sorular sormaya başladılar ki, ben İsra gecesi onları zihnimde iyice tesbit ve hıfz etmiş değildim.
 Bunun için, o kadar sıkılmıştım ki, böyle bir sıkıntıya hiç düşmemiştim.
 Derken, Yüce Allah benimle Beytü'l-Makdis arasındaki uzaklığı kaldırdı da, ne sordularsa, ona bakarak, sorularını birer birer cevapladım. Bana:
 'Beytü'l-Makdis'in kaç kapısı var?' diye sordular.
 Ben de, Beytü'l-Makdis'e bakıp, onlara haber verdim.
 Bazıları da:
 'Beytü'l-Makdis Mescidinin kaç kapısı var?' diye sordular.
 Beytü'l-Makdis Mescidi gözümün önüne dikilince, ona bakıp kapılarını sayarak, onlara bildirdim."


 Müşriklerin Kervanları Hakkındaki Soruları 

 Kureyş müşrikleri:"Ey Muhammed! Sen bize kervanımızdan haber ver! O bizim için Beytü'l-Makdis'ten daha önemlidir. Sen onlardan birşeye rastladın mı?" dediler. İçlerinden birisi de:
 "Yâ Muhammed! Sen şu, şu yerdeki develerimize rastladın mı?" diye sordu.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Evet! Vallahi, filan oğullarına rastladım:
 Onlar bir deve kaybetmişler ve onu aramaya gitmişlerdi.
 Konak yerlerinde de onlardan hiç kimse yoktu.
 Susamıştım.
 Onların içinde su bulunan bir kapları vardı ki, onun üzerine birşey örtmüşlerdi. Örtüsünü açtım ve içindeki suyu içtim. Sonra, üzerini, yine eskisi gibi kapadım.
 Onların kafilesi, şimdi Beyzâ'dan, Ten'im yokuşundan iniyordur.
 Kafilenin önünde boz, siyah renkli erkek bir deve, devenin üzerinde de birisi siyah, birisi de alaca iki çuval vardır!" buyurunca, Velid b. Mugîre, "Sihirbaz!" dedi.
 Peygamberimiz Aleyhisselam, sözlerine devamla:
 "Yanınıza geldikleri zaman, onlara sorun: Kaplarındaki suyu içilmemiş bulmuşlar mıdır?" buyurdu.
 Müşrikler:
 "Lât ve Uzzâ'ya andolsun ki, bu bir delildir!" dediler.
 Peygamberimiz Aleyhisselam:
 "Şu, şu vadide filan oğullarının kafilesine de rastladım.
 Onları bir hayvanın gizli sesi ürkütmüş; bir develeri kaçmıştı.
 Ben kaçan develerinin yerini onlara gösterdim!" buyurdu.
 Kureyş müşrikleri, Ten'im yokuşuna doğru hızla gittiler.
 Peygamberimiz Aleyhisselamın verdiği haberleri yalana çıkarma umuntusu ile, kervanı gözlemeye başladılar.
 Kervan görününce:
 "Vallahi, işte kervan geliyor! Boz deveyi de en öne sürmüşler!?" dediler.
 İlk karşılaştıkları deve, kendilerine tarif edildiği gibi idi.
 Kafileye su kabından sordular.
 Onlar da, onu su dolu olarak bıraktıklarını, üzerini örttüklerini, fakat sonradan örtüsünü açtıkları zaman içinde su bulamadıklarını haber verdiler.
 Kureyş müşrikleri, diğer kafilelere de, soracaklarını sordular.
 "Doğrudur! Vallahi, kendisinin anmış olduğu vadide ürkütüldük ve bir devemiz de kaçtı.
 Bir adamın sesini işittik ki, o bizi devemize çağırıyordu!
 Deveyi onun çağırdığı yerde bulduk ve tuttuk!" dediler.
 Bazılarına göre; işittikleri ses, Peygamberimiz Aleyhisselamın sesi idi.
 Kureyş müşriklerinin, kervanlarındaki develerinin ve hatta çobanlarının sayısına varıncaya kadar, sormadıkları ve Peygamberimiz Aleyhisselamdan doğru cevaplarını almadıkları birşey kalmadı.
 Kureyş müşrikleri, kendilerine verilen haberlerin doğru çıktığını gördükleri halde, iman etmediler:
 "Bu, açık bir sihirdir! Velid b. Mugîre'nin dediği doğru imiş!" dediler.


 İslâm Dininin İbadet Esaslarından Namaz

 İslâm dininin ibadet esaslarından birincisi olan ve düşman karşısında bile bulunulsa vaktinde kılınması gereken; yaratılışımızın gayesi bulunan namaz; Yüce Yaratanımızı zikretmek, anmak üzere her türlü kötülüklerden geri durmak için kılınır.
 Namaz; kıyam, kıraat, rükû ve sücud gibi rükünlerden oluşan bir ibadet olup Kur'ân-ı Kerîm'in müteaddit âyetlerinde bu rükünlerle namaza işaret edilmiş olduğu, hatta rükû ve sücud tesbihleriyle de namazın murad olunduğu görülür. Nitekim:
 Devrinin tartışmacı bilginlerinden Nâfi b. Ezrak, Abdullah b. Abbas'a:
 "Beş vakit namaz Kur'ân'da var mı?" diye sorduğu zaman, Abdullah b. Abbas:
 "Evet! Vardır!" diyerek Rûm sûresinin 17 ve 18. âyetlerini:
 "Fesübhânallâhi hîne tümsûne ve hîne tusbihûne velehülhamdü fissemâvâti vel'ardi ve aşiyyen ve hîne tuzhirûne" diyerek okuyup; "'Hîne tümsûne' akşam namazıdır. 'Ve hîne tusbihûne' sabah namazıdır. 'Ve aşiyyen' ikindi namazıdır. 'Ve hîne tuzhirûne' öğle namazıdır!" dedikten sonra; Nur sûresinin 58. âyetindeki "ve min ba'di salâti'l-ışâi=Bir de, yatsı namazından sonra…" kısmını okumuştur.


 Beş Vakit Namazın Farz Kılınışı ve Vakitlerinin Tarif Edilişi 

 Beş vakit namaz; bir rivayete göre, Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine'ye hicretinden bir buçuk yıl önce, Mirac gecesinde farz kılınmıştır.
 Mirac gecesinin sabahında Cebrail Aleyhisselam inerek Peygamberimiz Aleyhisselama göstermek için, beş vakit namazı, vakitlerinde imam olup kıldırdı.
 Peygamberimiz Aleyhisselam bu husustaki hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
 "Cebrail bana Beyt'in (Kâbe'nin) yanında, iki kere, yani iki gün imam oldu.
 Güneşin zeval vaktinde, gölge bir nalın tasması kadar uzadığında, öğle namazını kıldırdı.
 Sonra, herşeyin gölgesi bir misli olunca, ikindi namazını kıldırdı.
 Sonra, oruçlu iftar ettiği (orucunu açtığı) zaman, akşam namazını kıldırdı.
 Sonra, şafak kaybolduğu zaman, yatsı namazını kıldırdı.
 Sonra, oruçluya yemek, içmek haram olduğu zaman, sabah namazını kıldırdı.
 Ertesi günü ise, öğle namazını, herşeyin gölgesi bir misli olduğu zaman kıldırdı.
 Sonra, ikindi namazını, herşeyin gölgesi iki misli olduğu zaman kıldırdı.
 Sonra, akşam namazını, oruçlu iftar ettiği (orucunu açtığı) zaman kıldırdı.
 Sonra, yatsı namazını, gecenin üçte birinin evvelinde, üçte birinin evveline doğru kıldırdı.
 Sonra, ortalık ağardığı, aydınlandığı zaman da sabah namazını kıldırdı.
 Sonra, bana yönelip:
 'Yâ Muhammed! Bu, senden önceki peygamberlerin (namaz) vaktidir. (Namaz için) vakit, bu iki vaktin arasıdır' dedi."


 Namazın Peygamberimiz Aleyhisselamdan Önceki Peygamberlerin Şeriatlarında da Yer Aldığı 

 Namaz, Peygamberimiz Aleyhisselamdan önceki peygamberlerin şeriatlarında da vardı.
 İbrahim ve İsmail Aleyhisselamlar, devamlı surette namaz kılarlardı.
 Zürriyetlerinden de namaza devamlı bir ümmet gelmesi için, Yüce Allah'a dua etmişlerdi.
 İshak ve Yakub Aleyhisselamlar da namaz kılarlardı.
 Şuayb Aleyhisselamın çok namaz kılışı, kavminin kendisiyle alay etmesine sebep olmuştu.
 Musa Aleyhisselam namazla memurdu. Namaz kılmaları hususunda, İsrâil oğullarından da kesin söz almıştı.
 Lokman Aleyhisselam namaz kılar, oğluna da bunu emrederdi.
 Zekeriyya Aleyhisselam namaza devamlı idi.
 İsa Aleyhisselam da namazla memurdu.



Kaynak: İslam Tarihi--- MÜRŞİD



Yorum Gönder