13 Eylül 2013 Cuma

KÖPEK YAVRULARI EZİLMESİN DİYE ORDUSUNUN YOLUNU DEĞİŞTİREN PEYGAMBER; HZ. MUHAMMED’İN HAYVAN VE DOĞA SEVGİSİ

KÖPEK YAVRULARI EZİLMESİN DİYE 
ORDUSUNUN YOLUNU DEĞİŞTİREN PEYGAMBER; 
HZ. MUHAMMED’İN HAYVAN VE DOĞA SEVGİSİ

Hz. Muhammed peygamberlik görevine başladığı sırada Arap toplumu hayvanların da hakkı olabileceği ve onların şefkate ihtiyaç duyabilecekleri gibi kavramlara son derece yabancıdır. Genel cehaletin hayvanlar dünyasına yansıyan boyutuyla durum, iç acıtacak ölçüdedir.

Örneğin; Develerin boynuna hayvana acı veren bir halka takılmakta, ayrıca uzun yolculuklarda insanlar, başta develeri olmak üzere bütün binek hayvanlarının damarlarını yarıp kanlarını içmekte veya canlı canlı üzerlerinden et parçaları kesip sonra yerlerini dikerek, karınlarını doyurmaktadır. Bu uygulama Hz. Muhammed (sav) tarafından kesin olarak durdurulur. Hatta kuyruk tüylerinin kesilmesi bile yasaklanır. ''Kuyruğu hayvanın fırçası ve yelpazesi, tüyleri de yorganıdır.'' Emriyle…

Hayvanların aşırı çalıştırılmaları yasaklanır. Yüzyıllardır devam edegelen hayvan sırtlarında karşılıklı oturarak saatlerce yapılan hitabet ve şiir törenleri yasaklanır. Sahiplerinin sadece gerçek ihtiyaç süreleri kadar hayvanlarına binmelerine izin verilir.''Hayvanlarınızın sırtını iskemleniz gibi kullanmayın. Allah, bu hayvanları ancak, güçlük çekmeden gidemeyeceğiniz yerlere kolayca gidebilmeniz için sizin emrinize verdi. Ayrıca yeri de yarattı. Diğer ihtiyaçlarınızı onun üzerinde giderin'' Diyerek şair ve hatipler yeryüzüne davet edilir.

Hayvanların canlı hedef dikilerek üzerlerinde taş talimi yapılması yasaklanır.

Bir gün yolda yüzünden dağlanmış bir merkep görünce ''Allah'ın laneti onu dağlayanın üzerinedir'' Der. Sahibinin belli etmek için zorunlu olan dağlamanın ise çok küçük boyutlarda ve ancak hayvanın canının en az yanacağı yerlere yapılmasına izin verir.

Arkadaşlarını ve kıyamete kadar gelecek bütün ümmetini eğitirken, sıcak bir yaz gününde susuzluktan kıvranan bir köpeğe acıyarak bir kuyuya inip zahmet çekmesine rağmen ona su içiren bir adamın bu yüzden Cennete girdiğini anlatır. Ve ''bir kadın da kedisini hapsederek ölmesine neden olduğu için cehenneme atıldı.'' der.

Eşi Hz. Aişe (r.a.)'nin devesine biraz sert davrandığını görünce uyarır.
-“Merhametten mahrum olan, her türlü hayırdan mahrumdur.”

Arkadaşlarıyla beraber bir yolculukarı sırasında bir kuşun yuvasından iki yavrusunu alanları sert biçimde uyarır. Anne kuş o sırada başının üzerinde çırpınıp durmaktadır.
-“Yavrularını alarak bu hayvanın canını kim acıttı? Verin ona yavrularını.”

Altmışüç yıllık hayatının en büyük zaferine yol almaktadır. On bin kişilik bir ordunun başında baba ocağı, ana vatanı Mekke'nin kapısına dayanmak üzeredir.
Ordunun en önünde ilerlerken yolları üzerinde yeni doğum yapmış dişi bir köpekle yavrularını görür. Arkadaşlarından Suraka oğlu Cuayl'i çağırarak emir verir.
- Anneyle yavrularının önünde duracak ve ordunun tamamı geçinceye kadar onlara nöbetçilik edip, ezilmekten koruyacaksın.
Dişiyle yavruları rahatsız edilmemiş fakat on bin kişilik Fetih ordusu istikametini değiştirmiştir.

Bir gün yolda giderken açlıktan karnı sırtına yapışmış bir deve görür. Yüzü bulutlanır ve devenin sahibine döner:
- Konuşamayan bu hayvana bakarken Allah'tan kork!

Kuzeni Abbas oğlu Abdullah anlatmaktadır. Bir gün Allah'ın Elçisiyle bir yere gidiyorduk. Birisi kesmek üzere bir koyunu bağlamış, koyunun göz önünde bıçağı biliyordu. Hz. Muhammed(sav) ona seslendi:
- Onu defalarca mı öldürmek istiyorsun?

*****
İnsan temiz ve sağlıklı bir ortamda yaşayabilir. Yüce Allah kainatı belli bir denge ve düzen içinde yaratmıştır. Dağlarıyla, ovalarıyla, hayvanlarıyla ve bitki örtüsüyle dünyada her şeyin mükemmel bir düzen içinde olduğu görülmektedir.

Peygamberimiz döneminde henüz çevre sorunu diye bir sorun yoktu. Sanayileşme olmadığı için onun zararlı yan etkileri de görülmemekteydi. Buna rağmen Peygamberimiz ağaçların korumanın gerektiğini bildirmiştir. Örneğin ona ait bir hadis şöyledir:
"Kim bir fidan diker veya ekin ekerse, onlardan kuşlar ve diğer hayvan veya insanlar faydalandıkça Allah onu sevaptan yararlandırır. Yaptığına karşılık olarak ona sadaka sevabı olur."
Peygamberimiz Medine yakınlarında, eskiden ormanlık iken sonradan hayvan otlatılan yer haline gelen otlak bir alan için şöyle buyurmuştur:
"Kim buradan bir ağaç kesecek olursa onun karşılığında yeni bir ağaç diksin."

Hz. Muhammed (s.a.v.) efendimiz savaşları öncesi müminlere “kadın, çoçuk ve yaşlılara, tarlada çalışanlara dokunmayın, ekinleri ateşe vermeyin, ağaçlara zarar vermeyin, size kılıç çekmedikçe kimseyi öldürmeyin…”emrini vermiştir. Yine Hz. Peygamber efendimiz, Mekke bölgesinde ve Medine’nin 32 km’lik çevresi ve Taif Şehrinin yakınlarında bir bölgeyi yasak bölge (bugünkü SİT alanı)ilan etmiş ve buradaki yeşilin ve bitki örtüsü ile hayvanların korunmasını emretmiştir. Yine Yüce peygamberimiz “Elinizde bir fidan varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikiniz…”öğüdünü vermiştir.
Peygamberimiz hayvanları birbiriyle dövüştürmeyi yasaklamış, onlara işkence ve eziyet edenleri, nişan hedefi yapanları lanetlemiştir. Zevk için avlanmak, hayvanı öldürüp atmak da haramdır. Peygamberimiz şöyle buyurur: "Haksız yere bir kuş veya daha küçük bir hayvan öldüren insana Allah onun hesabını mutlaka soracaktır."

*****
Müezza çok muhtemelen bir sokak kedisi.. Mekke’nin kavurucu sokaklarından Hz. Muhammed’in ilgisi ile kurtulmuş. Kendisi de sıkı bir kedi dostu olan ve hadisleri aktaran Abu Hurayra (anlamı " kedi babası " demektir) Hz. Muhammed’in kedilerin ticari alım satımını yasaklattığını söyler.

Anlatılanlara göre peygamber efendimizin kedisinin ismi Müezza' dır… Hz. Muhammed kedisi Müezza’yı o kadar çok severmiş ki, Müezza bir gün sedirde oturan Hz. Muhammed’in giysisinin ucunda uyuya kalınca kediye kıyamayan Hz. Muhammed, giysisini keserek sedirden kalkmayı tercih etmiş.

Hadislerde peygamberimizin çevresinde vahşi ve büyük kedilerinde oldugunu öğreniyoruz. Hatta bu kedilere o kadar müsamaha gösterirmiş ki, kediler eşi Hz Aişe ekmek yaparken eve girer yaptığı ekmeği alır götürürlermiş... (Şimdi aynısı olsa kaç kişi o kediyi kovalamaz acaba? Ki burada bahsedilen vahşi bir kedi…)

Allah'ın yarattığı her şey güzeldir ve O'nun engin sevgisiyle yaratılmıştır. Bu gerçek Kur'an-ı Kerim'de şu şekilde ifadesini bulmuştur: 'O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır'.( Secde: 7) 'Hayvanları da O yaratmıştır'.( Nahl: 5)


*****

Yüce dinimiz İslam, kainatta her şeyin bir denge ile yaratıldığını bildirir. Kainattaki tüm varlıklarda görülen denge Allah'ın varlığının birer işareti ve belgesidir. Kainattaki ekolojik dengeyi sağlayan en önemli unsurlarından birisi de hayvanlardır. Kur'an-ı Kerim ekolojik sistemin önemli üyeleri olan hayvanları, 'ümmet' olarak isimlendirmektedir. En'am Süresi'nin 38. Ayetinde; 'Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi ümmettir. Biz o kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler' buyrulmaktadır. Bu Ayeti Kerimede, yeryüzündeki bütün canlıların insanlar gibi birer tür oldukları, tek hücrelilerden, omurgalılara, sürüngenlerden, ayaklarıyla yürüyenlere ve kanatlarıyla uçanlara kadar bütün canlıların müstakil birer varlık oldukları bildirilmektedir.

Canlı cansız yaratılmışların tamamı kendi lisanı halleriyle Allah'ı tesbih etmektedir. Cum'a Suresinin birinci Ayet-i Kerimesinde şöyle denilmektedir: 'Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan her şey (herkes) O'nu tesbih eder. Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, aziz ve hakim olan Allah'ı tesbih eder.' Yaratılmışların en şereflisi ve en üstünü olan insandan beklenen de, Allah'ı tesbih eden her varlığa şefkat ve merhametle muamele etmektir.

Resulullah(s.a.v.) sadece insanlara değil, bütün canlılara karşı merhametli olunmasını istemiştir. Bir hadis-i şerifte: 'Merhametli olanlara Rahman olan Allah merhamet eder. Yerde olanlara da merhametli olun ki, gökte olanlar (melekler) de size rahmet merhamet etsin'. (Tirmizi, Birr, s. 16) hadiste geçen 'yerde olanlara' ifadesinin içine her çeşit canlı girmektedir.

Hz. Peygamberin bu nasihatinin tarih boyunca Müslümanlar üzerinde çok etkili olduğu görülmektedir. Hz. Muhammed (s.a.v.)'den aldıkları bu öğütle hareket eden Müslümanlar bütün canlılara merhamet ve hoşgörü ile bakmışlardır. Bu merhamet, sevgi ve hoşgörü medeniyetinden hayvanlar da nasibini almışlardır.

Ömer b. Abdulaziz, hilafeti döneminde Valilerine gönderdiği mektuplardan birinde, atların boş yere koşturulup eziyet edilmemesini, bu şekildeki tatbikata kesinlikle mani olunmasını, atlara ağır gemlerin takılmamasını ve altında demir bulunan yularla eziyet verilmemesini istemiştir. Ömer b. Abdulaziz'in bu talimatı, hayvan haklarını koruma altına alınması bakımından son derece önemli tarihi bir örnektir.

Büyük gönül insanı ve halk şairi Yunus Emre'nin 'yaratılanı sev, Yaratan'dan ötürü' şeklindeki sözü, atalarımızın kendi çevrelerine ve bu çevrede yaşayan her türlü canlıya karşı takındıkları tutumu çok özlü olarak dile getirmektedir.

Atalarımız hayvanlara karşı olan sevgi ve merhametlerini, hayvan hastaneleri, kuş evleri, kuş hastaneleri ve hayvanları korumaya yönelik çeşitli vakıflar kurarak göstermişlerdir.

Osmanlıların örfi hukukunda da hayvan haklarının korunduğu ve ihlal edenlere cezalar verildiğine dair bilgilere sahibiz.


Efendimizi(s.a.v.) kadim bir dostunu ziyaret eder gibi zaman zaman Uhud Dağı'nı ziyaret ederdi.

Bir baba dostuna, bir yarana varır gibi varırdı dağın eteklerine. Halleşir, dertleşirdi Uhud'la. Sinesinde amcasını saklayan Uhud.

Şehit kanlarıyla yıkanan Uhud. Bazı arkadaşları tavrını anlamakta zorluk çekerlerdi. O da buyurdu ki:

“Uhud bir dağdır. Lakin o bizi sever, biz de onu severiz.”

Uhud Dağı Medine'nin kuzeyindedir. Nebi s.a.v. Tebük seferinden Medine'ye dönerken Uhud'u görünce yine duygulanmış ve bu sevgisini dile getirmiştir… “İşte dağcağız. O bizi sever, biz de onu severiz.”

Hayvanlara kötü davranmanın insanı cehenneme götüreceğini bildiren Hz. Peygamber (s.a.v.): 'bir kadın, bağlayıp yemek vermediği ve yer haşerelerinin yemesi için serbest bırakmadığı kedi yüzünden cehenneme girdi' buyurmuştur

İslam dini, insana işkence yapmayı yasakladığı gibi hayvanlara da eziyet etmeyi ve işkence yapmayı yasaklamıştır. Sevgili Peygamberimiz, “Cenab-ı Hakkın haksız olarak bir serçeyi öldürenden kıyamet gününde hesap soracağını”, (Ebu Davud, 2/11) bildirmiş; “Kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yavrularının alınmamasını” emretmiştir (Buhari. Edebü'l-Müfred, 139)

Netice itibarıyla İslam, hayvanların sevilmesi, fıtrî yapılarına uygun işlerde çalıştırılması, kaldırabilecekleri kadar yük vurulması, yiyeceklerinin zamanında verilmesi, dövülmemeleri, hasta oldukları zaman tedavi ettirilmelerini emretmektedir.



{Yukarıdaki yazıyı NET’ten araştırıp birkaç kayıttan seçmeler yaparak birleştirdim. Elbette bunlar yazılı İslam Kaynaklarından alınmıştır. Ama yine de net ortamına kaydeden herkese teşekkür ediyorum. Haklarını helal etsinler… (Sadi Atay) }
Yorum Gönder